SEGMENTAL VÜCUT ANALİZİ

Sağlıklı yetişkin insanda sinirsel, hormonal, kimyasal ve fiziksel mekanizmaların enerji alınması ile enerji harcanması arasındaki dengeyi kurarak beden ağırlığını belirli bir düzeyde tuttuğu bilinmektedir. Bu mekanizmalarda oluşabilecek bozukluklar, dengenin bozulmasına ve dolaylı olarak beden ağırlığında değişikliklere sebep olmaktadır.

Bu değişikliğin artış yönünde olduğunu düşünerek bir beslenme, egzersiz ve zayıflama programına başlanacaksa dikkat edilmesi gereken bir takım önemli, ancak genelde atlanan parametreler ( Kişinin Vücut Kompozisyonu, Kilosu, Beden Kütle İndeksi ( BMİ ), Bazal Metabolizma Hızı ( BMR ), Nabız Sayısı, Kg başına kullanabildiği oksijen miktarı gibi ) belirlenmelidir. Ancak bu parametrelerin tespiti sonrasında, sağlıklı ve etkili bir beslenme / egzersiz / zayıflama programı yapılabilir.

Yetişkin bir insanda, beden ağırlığı ; kemik, kas, organlar, sıvılar, dişler ve adipoz doku ( yağ dokusu ) nun toplamıdır. Bu yapıların her biri, üreme, büyüme, fiziksel aktivite ve yaşla değişikliğe uğrar. Örneğin ; kemik ve kas dokularında yaşa bağlı değişiklikler olabilmekte, adipoz doku enerji alımı ve fiziksel aktivite düzeyine bağlı olarak farklılık gösterebilmekte, vücudumuzun yaklaşık % 60’ ını oluşturan sıvılar, sıvı alımı ve sıvı kaybı durumuna göre 1 – 2 lt kadar değişiklik gösterebilmektedir.

Beden ağırlığını oluşturan bileşenler yapılarının genel özelliklerine göre,
1 ) Adipoz Doku ( Yağ Kütlesi = FM )
2 ) Diğer Bileşenler ( Yağsız Kütle = LBM )
olarak sınıflandırılmaktadır.Bu sınıflandırma, vücudumuzun analiz edilmesinde kullanılmaktadır.

Adipoz Dokuda ( FM ) artış, vücut yağlanması olarak karşımıza çıkar. Bu, bir çok hastalığın belirtisi olabileceği gibi, bazı hastalıklarında başlamasına neden olabilir. Bu hastalıkların başlıcaları Hipertansiyon ( Tansiyon Yüksekliği ), Ateroskleroz ( Damar Sertliği ), Hiperkolesterolemi ( Kolesterol Yüksekliği ) olup, listeye daha bir çok hastalık katılabilir. Bu nedenle kişilerin ağırlık ve adipoz doku kontrolü önemlidir.

Adipoz dokunun vücut ağırlığına oranı önem taşımaktadır. Çünkü, vücutta bulunan yağlar, sadece yukarıda sayılan hastalılara neden olmamaktadır. Belirli oranlarda olmak kaydıyla, adipoz dokunun vücudun travmalardan korunması, vücut ısısının sabit tutulması, organ ve eklemlerin desteklenmesi, açlık halinde vücut enerjisi için kullanılması gibi faydalı etkileri de vardır.

Ancak, yukarıda sayılan faydalı etkilerin yanına hastalıkların eklenmemesi için, Adipoz doku oranının belirli dengelerde tutulması gereklidir. Bu oranlar kadın ve erkekler için farklı farklı olmakla birlikte, yukarıda da değindiğimiz gibi yaşla değişen vücut yapısı nedeniyle yaşa bağlı olarak da orantısal değişiklikler olmaktadır.

Kişilerin beden ağırlıkları, kabul edilen yöntemlerle ideal kilo sınırlarını geçmemiş görünüyor olsa bile, adipoz doku ( FM ) oranındaki artışa bağlı olarak risk altında bulunabilirler . Yani zayıf yada normal kabul edilen bir kişinin yağ oranı, daha kilolu görünen bir kişiye göre daha yüksek olabilir. Bu durumda, zayıf yada normal kabul edilen, ancak Adipoz Doku ( FM ) oranı yüksek kişilerin hastalıklara yakalanma riski daha yüksektir.

Yine, vücut deformasyonlarında da vücut yağ oranının arttığı ve vücut bileşenleri dengesinin bozulduğu bilinmektedir. Bu nedenle bölgesel yağlanma ( bel, karın veya kalça da ) , sellülit, çatlak, sarkma gibi deformasyonlarla seyreden durumların çözümünde de vücut yağ oranının bilinmesi önemlidir.

WHO ( Dünya Sağlık Örgütü ) verilerine göre, ideal yağ oranları tablosu aşağıda bulunmaktadır.


Görüldüğü gibi, yağsız kütle ( LBM ) oranı erkeklerde, yağ kütlesi ( FM ) oranı ise kadınlarda daha yüksektir.

Peki, bu tabloda nerede olduğumuzu nasıl bileceğiz. Bunu için öncelikle vücut yağ kitlemizi tespit etmemiz gerekir. Bunun için çeşitli yöntemler mevcut olup, en çok kullanılan ve bilinenleri;
1 ) Deri kıvrım kalınlığının ölçülmesi
2 ) Üst orta kol yağ alanının saptanması
3 ) Bel / Kalça oranının saptanması,
4 ) Laboratuar yöntemleriyle vücut bileşenlerinin saptanması
. Ultrason ( USG )
. Bilgisayarlı Tomografi ( BT )
. Magnetik Rezonans Görüntüleme ( MR )
. Total Vücut Elektrik Geçirgenliği ( TOBEC )
. Dual Enerji X Işınları Absorpsiyometrisi ( DEXA )
. Biyoelektrik İmpedans Analizi ( BİA )

Deri kıvrım kalınlığının ölçülmesi ve üst orta kol yağ alanının saptanması, sadece cilt altı yağ kütlesi hesabına dayanmakta olup, organ çevresi, vücut ve eklem boşluklarındaki yağ kütlesi için fazla bilgi verememektedir.

Bel / Kalça oranının, epidemiyolojik araştırmalarla, bir çok kronik hastalıkla ilişkisi gösterilmiştir. Android ( erkek tipi ) ve Jinoid ( kadın tipi ) şişmanlıkları tanımlamada faydalı olup, kadınlarda 0. 8’ in, erkeklerde ise 1.0 ‘ ın üzerine çıkmamalıdır.

Vücut yağ kütlesinin tespiti ve değerlendirilmesinde, laboratuar yöntemleri daha güvenilir sonuçlar vermektedir. Ancak bu yöntemlerin konumuz olan vücut analizinde kullanımının kolay, invazif olmayan ( tehlikesiz ve girişimsel müdahale içermeyen ), ucuz ve taşınabilir olması gerekmektedir. İşte bu noktada Biyoelektrik İmpedans Analizi ( BİA ) bu özelliklere sahip yöntem lerin başında gelmektedir.

Biyoelektrik İmpedans Analizi ( BİA ) için kullanılan cihazlar ile kişiler kendi başlarına kilolarını ölçer gibi ölçüm yapabilmektedirler. Sistemin esası, yağsız doku ve yağ içeren dokuların elektriksel geçirgenlik farklarına dayanmaktadır. Cihazlarda 50 kHz frekansta, 800 mA’ lik bir elektrik akımı vücuda verilmekte olup, sağlıklı kişilerde bu akım asla hissedilmemekte ve sağlık açısından olumsuz bir etki yaratmamaktadır. Verilen elekrik akımının vücutta farklı dokularda oluşturduğu, farklı gerilim ( Ohm Kanununa göre ) cihaz tarafından algılanmakta ve cihazdan kolaylıkla alınabilen çıktıda;

. Vücut ağırlığı
. Vücut yağ oranı ve ağırlığı ( FM )
. Yağsız doku ağırlığı ( LBM )
. Toplam vücut su miktarı
. Bazal Metabolizma Hızı ( BMR ) = tahmini
. Beden Kütle İndeksi ( BMİ )
. Ortalama günlük enerji gereksinimi
. Akımın geçişine karşı vücut direnci( İmpedance )
verileri bulunmaktadır. Gelişmiş cihazlarda, tüm bu veriler her bir kol,bacak ve gövde için ayrı ayrı gösterilebilmekte olup, sellülit veya bölgesel yağlanma gibi deformasyonların derecesinin belirlenmesinde de yol gösterici olmaktadır.

Biyoelektrik İmpedans Analizi ( BİA ) ile ölçüm yapmak çok basit olmakla birlikte, bazı püf noktalarına dikkat edilmesi gerekmektedir.

- Ölçüm esnasında ayaklar çıplak ve kuru olmalıdır.
- Testten en az 4 – 5 saat öncesinde hiçbir şey yenmemeli ve içmemelidir.; ancak uzun süreli ( 12 saat üzeri ) de aç ve susuz kalınmamalıdır.
- Testten 12 saat öncesinde aşırı egzersiz yapılmamalıdır.
- Testten 24 saat öncesinde alkol ve aşırı kafeinli içecek tüketilmemelidir.
- Adet dönemi, bazı hormon veya barsak düzenleyici ilaçların kullanımı hatalı sonuç verilmesine neden olabilir.
- Banyo, sauna veya yüzme sonrasında, sabah yeni uyanıldığında yapılan ölçümler hatalı sonuç verebilir.
- Ateşli hastalıklar veya vücut su dengesini bozan hastalıklar ( Böbrek hastalıkları, ishal, kalp hastalıklarına bağlı ödem ….. gibi ) ölçümlerde hatalı sonuç verebilir.
- Kalp pili ve benzeri yardımcı sağlık araçları kullananlar ve hamileler ölçüm yapmamalıdır.

Biyoelektrik İmpedans Analizi ( BİA )’ nin takip programlarında kullanılması;
1 ) Programa Başlarken :Vücut Analizi, Bel Kalça Oranı, Üst orta kol, karın, basen, uyluk çevresi ölçümleri yapılır. Hedefler daha gerçekçi olarak belirlenir.
Bu ölçümlere göre bölgesel yağlanma oranları tespit edilir. Vücuttaki sellülit, sarkma, çatlaklar gibi deformasyonlar da göz önüne alınarak bir beslenme ve uygulama programı düzenlenir.
2 ) Her uygulamada : Kişinin ağırlığı ölçülerek beslenme programına uyumu tespit edilir.
3 ) Her 5 uygulamada : Programa başlarken yapılan ölçümler tekrar edilerek, gerekliyse uygulama programının sıklığında, miktarında ve şiddetinde değişiklik yapılır. Beslenme düzeni gözden geçirilir. Bu sayede programa başlarken belirlenen hedeflere daha kolay ve sağlıkla ulaşılabilmektedir.